Ben bu yazımda ana fikir olarak tüketicide,tanıtımla zeytinyağı tüketme isteği uyandırdıktan sonra kötü bir ürünle karşılaştırıp,tüketicinin,"Bu muymuş zeytinyağı?" demesinin sektöre vereceği zarara vurgu yapmak istiyorum. Kötülükten kastım da şu: çürük kokusuyapmak, düzgün yıkanmamış zeytinlerde toprak kokusu kötü saklama ortamlarının etkileri v.s... Tekrar edecek olursak tüketicilerin kötü yağlarla karşılaşmasını önlemeliyiz. Neden mi? Mesela hayatında hiç mango yememiş birine şöyle faydalı böyle faydalı diye anlatsak,mutlaka aklında kalır..Ve bir gün pazarda ya da manavda görür,alalım bakalım neymiş bu mango der de,şans bu ya aldığı mango bozuk çıkarsa o adam bir daha mango yer mi?
Yoksa tabiî ki tanıtımla bilgilendirme yapacağız ve yapıyoruz da.. Benim dikkat çekmek istediğim husu;reklâmını yaptığımız ürünün kalitesinde kuşkulara yer bırakmamak ve Türk zeytinyağını alan herkesin o güveni hissedeceği ortamı tesis etmenin gerekliliğine dikkat çekmektir. Tanıtımla bir kez ne olsa satılır,ancak sürdürülebilir satışlar istiyorsak diye söylüyorum.
Yöresel festivaller konusunda kişisel görüşüm şudur. Geniş çaplı çalışmalar muhakkak yapılmalıdır ama yöresel festivallerin de tanıtım amacı dışında kendi içinde bir dinamiği vardır. Sergi alanlarını gezen halk bölgesinin firmalarını ve ürünlerini yakından tanır. Zeytinci bir bölgede yaşayıp ta sektörden olmayan bir kişi,etkileştiği dışarıdan insanlara bölge zeytinciliği hakkında söyleyebileceği bir şeyler öğrenir. Etkinlikleri izlemeye gelen medya mensupları aracılığıyla kentin ve yörenin ürünlerinin marka değerini arttıracak detayların anlatılması imkânı sağlanır.
|